Son Dakika
“Vatandaşın feryadı karşısında kimse kılını kıpırdatmıyor”“Saros için mücadelemizi sonuna kadar sürdüreceğiz”Şen, yağışlara ve kuraklığa dikkat çekti: “Çiftçinin işi Allah’a kaldı”Keşan’da, 28 Kasım’da hava kalitesinin sağlıksız düzeyde olması dikkat çekti“Esnaflarımız, devletimizden acil destek bekliyor!”“Pandemiyle birlikte, şehirden köye göçler yaşanmaya başladı”Pazarda denetimler gerçekleştirildiKazada, 1 kişi hafif şekilde yaralandıPazarda, bu hafta fazla yoğunluk yaşanmadı“Çiftçilerimiz, müstahsil makbuzlarını muhtarlıklara ve Çiftçi Malları Koruma Başkanlığına teslim edebilir”
“Ülkemizde, 4 milyon 600 bin EYT mağduru bulunuyor”

“Ülkemizde, 4 milyon 600 bin EYT mağduru bulunuyor”

DİSK Trakya Bölge Başkanı Salim Şen yaptığı açıklamada; emeklilerin aylıklarının asgari ücretin altında olmaması gerektiğini belirtti ve EYT (Emeklilikte Yaşa Takılanlar)’lilerin sorunlarının biran önce çözülmesi gerektiğini kaydetti.

“Emeklilerin insanca bir yaşam sürmesi giderek zorlaşıyor”

Sosyal güvenlik hakkının ayrılmaz bir parçası olan emeklilik hakkı, anayasa ve uluslararası sözleşmelerle güvence altına alınmış temel bir insan hakkı olduğunu belirten Şen, “Yaşamlarının en büyük bölümünde çalışan, emek harcayan insanların yaşlılıklarında insanca bir emeklilik yaşamaları haktır. Ancak, ülkemizde hem emeklilik hem de emeklilerin insanca bir yaşam sürmesi giderek zorlaşmaktadır. Emekliler ve onların hak sahipleri, 13 milyonu aşan sayılarıyla en önemli toplumsal gruplardan birini oluşturuyor. En büyük toplumsal gruplardan biri olan emekliler ne yazık ki, büyük sıkıntı çekiyor. 9 milyonu aşkın yaşlılık aylığı alan emekli ile 4 milyon civarında dul ve yetim aylığı alan hak sahipleri ciddi geçim sıkıntıları yaşıyor. Sosyal Güvenlik Kurumu nedense emeklilerin ve hak sahiplerinin aylık ve gelirlerinin ayrıntılarını açıklamıyor. Sayın bakan geçenlerde yaptığı bir açıklamayla emeklilere ‘şu kadar aylık ödedik’ dedi. Oysa ki, emekli aylığı ödenmesinden daha doğal ne olabilir. Bunun övünülecek bir tarafı yok. Asıl soru şu; kim ne kadar aylık ve gelir alıyor? Emeklilerin ne kadarı hangi düzeyde gelire sahip? Emekli aylık ve gelirlerinin ayrıntısı ne? SGK bunu ısrarla açıklamıyor. Kaç emekli ve hak sahibin asgari ücretin altında aylık ve gelir aldığını SGK açıklamıyor. Bu yönde bilgi başvurularını reddediyor. Oysa biz biliyoruz milyonlarca emekli ve hak sahibi asgari ücretin çok altında aylık ve gelir ile yaşamını sürdürmek zorunda kalıyor. Gerçeklerin bir gün ortaya çıkmak gibi bir huyu vardır. Uzun süre üstü örtülemez. SGK, verilerin ayrıntılarını açıklamasa da devletin farklı kurumlarının açıkladığı bilgilerden hareketle emekli ve hak sahiplerinin yaşadığı sıkıntıların gerçek boyutunu ortaya koyduk.” dedi.

“Çalışan veya iş arayan emeklilerin oranı, AKP döneminde yüzde 46,8’e yükselmiştir”

Emekliler ve hak sahiplerinin ciddi bir yoksullukla ve sefalet düzeyinde bir gelirle yüz yüze olduğuna kayıt düşen Salim Şen, şunları söyledi: “En düşük emekli aylık ve geliri alan 2,6 milyonluk yüzde 20’lik dilimin aylık harcanabilir geliri temmuz 2020 itibariyle 763 TL’dir. Yanlış duymadınız; 2,6 milyon emekli ve hak sahibi bu sefalet geliri ile yaşıyor. 13,2 milyon emekli ve hak sahibinin 7 milyon 900 bini, yani yaklaşık yüzde 60’ı asgari ücretin altında aylık ve gelire mahkûm durumda. Bu utanç verici rakamlar yaygın bir emekli yoksulluğu yaratıyor. Bu verileri devletin diğer kurumlarının hesaplarından çıkarmak mümkün. SGK’yı emekli aylık ve gelirlerine ilişkin gerçekleri, emekli aylık ve gelirlerinin ayrıntılarını açıklamaya çağırıyoruz. Ülkemizde emekli aylık ve gelirleri giderek düşmektedir. AKP döneminde, 2008 yılında kabul edilen 5510 sayılı yasa bu düşüşün başlıca nedenidir. Bu yasa ile aylıkların alt sınırı düşürülmüş ve aylıkların artış yönteminde büyümeye yer vermemiştir. Böylece emekli aylık ve gelirleri asgari ücretin altına düşmeye başlamıştır. 2002-2020 arasında ortalama emekli aylıkları asgari ücrete göre yüzde 25 geriledi. Emekli aylıklarının 2008’den sonra azalmaya başlaması ve giderek asgari ücretin yarısının altına düşmesi nedeniyle, yükselen tepkiler karşısında Ocak 2019’da en düşük emekli aylığının 1000 TL’ye ve Mart 2020’de ise 1500 TL’ye tamamlanmasına ilişkin düzenleme yapıldı. En düşük emekli aylığının 1500 TL’ye yükseltildiği iddiası, hükümet tarafından uzun süre inkâr edilen bir gerçeği, aylıkların asgari ücretin çok altında olduğu gerçeğini gözler önüne serdi. Ancak, 25 Mart 2020 tarih ve 7226 sayılı yasa ile getirilen düzenleme ile emeklilerin uzun süre 1500 lirayla yaşamaya mecbur bırakılmasının da yolu açılmış oldu. Bu düzenlemeye göre eğer hesaplanan aylıklar 1500 TL’den az ise, aradaki fark hazine tarafından karşılanıyor. Ancak, bu düzenlemeye göre; emekliler esas aylıkları 1500 TL’ye gelinceye kadar zamlarını 1500 TL’nin üzerinden değil, eski aylıkları üzerinden alacaklar. Üstelik bu sınırı aşana kadar ücretleri 1500 TL’ye sabitlenmiş olacak. Pek çok emekli düşük gelir gerçeği nedeniyle, ya çalışıyor veya iş arıyor. 2002 yılında 4,3 milyon emeklinin 1,6 milyonu işgücü piyasasında iken, 2020 Temmuz ayı itibariyle 9 milyon 89 bin emeklinin 4 milyon 255 bini iş gücü piyasasındadır. Çalışan veya iş arayan emeklilerin oranı AKP döneminde yüzde 36.8’den 46,8’e yükselmiştir.”

“EYT ülkemizde büyük bir toplumsal sorundur”

Şen, sözlerini şöyle sürdürdü: “Türkiye’de emekli aylık ve gelirleri arasında büyük bir uçurum bulunuyor. Avrupa Birliği İstatistik Birimi (Eurostat) verilerine göre; Türkiye emekliler arası gelir eşitsizliğinin en yüksek olduğu ülkedir. Türkiye’de en düşük emekli aylık ve geliri alan emeklilerin ilk dilimi ile en yüksek emekli aylık ve geliri alanlar arasındaki fark 7,5 kattır. Emekliler arası gelir eşitsizliğini gösteren bu rakam Avrupa Birliği’nde ortalama 4,2’dir. Emeklilerin yaşam koşullarının giderek zorlaşmasının yanı sıra emekli olmak da giderek güçleşmektedir. Bu konu ne zaman gündeme gelse Türkiye’nin ‘genç emekliler’ ülkesi olduğu iddia edilmektedir. Bu iddia da, kesinlikle doğru değildir. Ülkemizde emeklilerin yüzde 80’e yakını 55 ve yukarı yaştakiler oluşturmaktadır. Türkiye’de emeklilikte ortalama ömür beklentisi 17,6 yıl ile OECD ve Avrupa ortalamasının oldukça altındadır. Emeklilikte ortalama ömür beklentisi Fransa’da 25 yıl, Yunanistan’da 24 yıldır. Türkiye OECD sıralamasında emeklilikte ortalama yaşam beklentisi açısından 45 ülke arasında 36’ncı sıradadır.

Toplumsal cinsiyet eşitsizliği emeklilikte de sürmektedir. Kadınlar emeklilik hakkına da zor erişiyor. İstihdam edilenlerin yüzde 32’si kadınlardan oluşurken, emeklilerin sadece yüzde 19’u kadındır.

Emeklilikte Yaşa Takılanlar (EYT) ülkemizde büyük bir toplumsal sorundur. Emeklikte yaşa takılmak 1998 yılında işe giren ve o tarihte 2023 yılında emekli olma hakkına sahip bir işçinin, 1999 yılında çıkarılan bir yasa ile emekliliğinin 15 yıl sonraya, 2038 yılına ertelenmesidir. Bugün ülkemizde EYT mağduru sayısı 4 milyon 600 bindir. Bugün yaşa takılmasa emekli olabileceklerin sayısının ise 750 bin ile 1 milyon civarında olduğu ifade edilmektedir. Böylesine önemli bir toplumsal sorunun sadece maliyet üzerinden tartışılması doğru değildir, adil değildir, insani değildir. Emeklilik bir haktır ve bu hakkın kullanılmasını sağlamak ülkeyi yönetenlerin görevidir. EYT sorununun çözümü SGK için aylık ortalama 2 milyar TL civarında ilave bir ödeme anlamına gelecektir. Bunun anlamı SGK’nın ödeyeceği emekli aylıklarının yaklaşık yüzde 6- yüzde 7 civarında artmasıdır. Ve bu kaynağı yaratmak hiç de zor değildir. Tahsil edilemeyen SGK primlerinin tahsil edilmesi, kayıt dışı çalışanların sigortalı çalıştırılması, sermaye çevrelerine tanınan vergi ve prim teşviklerinin bir kısmının EYT için ayrılması, bu toplumsal sorunu çözmeye fazlasıyla yetecektir. Mesele tercih meselesidir. EYT sorununun çözümü için ayda 2 milyar TL civarında ödemeyi çok gören iktidar, 2010-2020 arasında bütçeden işverenlere sadece SGK prim desteği için 154 milyar TL’yi aşkın kaynak aktarmıştır. İktidar her koşulda tercihini işverenleri korumak yönünde yapmaktadır.”

“Hükümet EYT sorununu çözmek yerine, kıdem tazminatı ve yeni hak kayıplarına yol açacak düzenlemeyi gündeme getiriyor”

AK Parti tarafından 16 Ekim 2020’de meclise sunulan “İşsizlik Sigortası Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi” de işverenden yana politik tercihlerin bir yansıması olduğunu savunan Salim Şen, şöyle devam etti: “Meclise sunulan yeni torba yasa teklifi işverenlere bol kepçe teşvik ve vergi indirimi olanağı getirirken, işçi sınıfının payına daha fazla güvencesizlik düşmektedir. 25 yaş altı ve 50 yaş üstü çalışanları, başta kıdem tazminatı olmak üzere temel haklardan mahrum ederek çalıştırmanın yolunu açan bu düzenlemeyle, zamanında çeşitli isimler altında gasp edilmeye çalışılan, ancak işçi sınıfının mücadelesiyle savunulan kıdem tazminatı bu kez parça parça ortadan kaldırılmak istenmektedir. 25 yaş altı ve 50 yaş üstü işçiler için belirli süreli sözleşmelerin koşulsuz olarak yapılabilmesine olanak tanıyan teklif bu yaş gruplarına keyfi olarak belirli süreli iş sözleşmesi yapılmasının önünü açıyor. Belirli süreli iş sözleşmesi ile çalışmak geçici işçi olarak çalışmak demektir. Bu çalışma biçimi işçi açıdan büyük hak kayıpları yaratır.  Belirli süreli sözleşme ile çalıştırılan işçiler kıdem ve ihbar tazminatına hak kazanamazlar. Belirli süreli iş sözleşmesi ile çalışanlar iş güvencesi hükümlerinden yararlanamazlar. Bu teklif her şeyden önce yaşa bağlı ayrımcılıktır. Sırf belli yaş gruplarında oldukları için milyonlarca işçiyi temel haklarından yoksun bırakmak Anayasanın eşitlik ilkesinin ihlali anlamına gelmektedir. Bu teklif en çok emeklilikte yaşa takılanlar (EYT) kapsamında olan işçilere olumsuz yansıyacak. Bilindiği gibi EYT’liler çalışma yılı ve pirim gün sayısı doldurup yaş koşulu nedeniyle bekleyen işçilerden oluşuyor. Bu çalışanlar genellikle 50 yaş üzeri işçilerden oluşuyor. Bu teklif yasalaşırsa EYT’liler belirli süreli sözleşme ile çalışmaya zorlanacak ve daha güvencesiz koşullarda çalışmış olacaklar. Kısacası, hükümet EYT sorununu çözmek yerine EYT’liler için, başta kıdem tazminatı hakkı olmak üzere yeni hak kayıplarına yol açacak bir düzenlemeyi gündeme getiriyor. Kıdem tazminatını ortadan kaldırmak için bu niyeti türlü türlü ambalajlara soktular. Fon dediler, Bireysel Emeklilik Sistemine entegre edeceğiz dediler ancak yine de işçi sınıfına bu acı ilacı yutturamadılar. Bu kez de işçi sınıfını yaşa göre bölerek, 25 yaş altı ve 50 yaş üstü işçilerin haklarını gasp etmeye çalışıyorlar.”

“EYT sorunları çözülmelidir”

Şen, sözlerini şöyle tamamladı: “Kıdem tazminatı hakkı bize çocuklarımızın emanetidir ve çocuklarımızın bu hakkını savunmak tüm işçi sınıfının görevidir. Evet, tüm işçilerin 25 yaş altında çalışacak çocukları olacak ve bugünün genç işçileri de bir gün 50 yaşına gelecek. Buradan bir kez daha iktidarı uyarıyoruz: Çocuklarımızın emanetinin ve geleceğimizin gasp edilmesine sessiz kalmayız. Genç ve ileri yaştaki işçilerin korunması gerekirken ayrımcılığa maruz bırakılması, haksızlıktır, hukuksuzluktur, vicdansızlıktır! Bizler DİSK olarak, emeklilik hakkımız için, kıdem tazminatı hakkımız için, çocuklarımız ve geleceğimiz için mücadeleye devam edeceğiz. Sonuç olarak, insan onuruna yakışır bir emeklilik için tüm emeklileri şu acil talepler etrafında örgütlenmeye ve mücadeleye davet ediyoruz. Emekli ve hak sahiplerinin aylık ve gelirleri yaşam koşullarına uygun hale getirilmeli, alt sınırı asgari ücret olmalıdır. Emeklilerin sendikal haklarını kullanmasının önündeki engeller kaldırılmalı, emeklilere toplu pazarlık hakkı tanınmalıdır. Emeklilikte Yaşa Takılanların (EYT) sorunları çözülmelidir.”

(Haber: Deniz ÇİL)

 

 

        

 

YORUM YAZ
Son Eklenenler

“Vatandaşın feryadı karşısında kimse kılını kıpırdatmıyor”

İYİ Parti Keşan İlçe Başkanı Zafer Sarıkeçe yaptığı açıklamada; esnafın yaşadığı ekonomik sorun, açıklanan ekonomik paketlerin yetersizliği, gençlerin durumu ve pandemi döneminde alınan tedbirler hakkında değerlendirmelerde bulundu.

“İnsanları evde tutmak için geçim sıkıntısını, borçlarını

ve kredilerini çözüme kavuşturmak gerekiyor”

Pandemi döneminde, insanlara evde kal denildiğini ancak, sorunlara çözüm üretilmediğini belirten Sarıkeçe, “İnsanlara evde kal demek kadar onları evde tutmakta çok önemlidir. Evde tutmak içinde bu insanların geçim sıkıntısını, borçlarını ve kredilerini çözüme kavuşturmak gerekiyor. Daha maske dağıtımını dahi beceremeyen bir hükümetten bunları istemek zor. Türkiye’yi, kıskanan (!) Almanya ve Fransa gibi olunmasına da gerek yok. Bu süreçte, siyasi hastalığımız olan ‘bizden olanlar, bizden olmayanlar’ söylemlerini bir kenara bırakmamız gerekiyor. Çünkü coronavirüsü salgınında yardımı alan ve almaya devam edenler, ‘bize oy verenler ve vermeyenler’ şeklinde ayrıldığını görüyoruz. Aile ve Sosyal Politikalar İl Müdürlüğü’nün elindeki listelere göre, paraların dağıtıldığını biliyoruz. Bu süreçte, ayrımcılığın bir kenara bırakılması gerekiyor. İnsanları ‘bizden olanlar ve olmayanlar’ şeklinde ayırmak kimseye faydası olmaz. Daha çok tepki çeker ve insanların ahını alırsınız. Oy vermeyen kesimin devlete ödediği vergileri görmezden mi geleceksiniz? Böyle bir zamanda ayrım yapmak hangi akla ve hangi vicdana sığar?” dedi.

“Esnaf, gırtlağa kadar borçlanmış durumda”

Esnafın ekonomik anlamda zor bir süreçten geçtiğine kayıt düşen Zafer Sarıkeçe sözlerine şöyle devam etti: “İşyerine kilit vuran, kepenk indiren berber, çay bahçesi, kafe, mahalle bakkalı, kontak kapatma noktasına gelen kamyoncu, taksici, nakliyeci, servisçi, minibüsçü devlet yardımı olmadan nasıl ayakta kalacak? Pandemi sürecinde, 6 ay geri ödemesiz kredi çeken esnaflarımız var ve gırtlağa kadar borçlanmış durumdalar. Esnafımız; sigorta, doğal gaz, elektrik olmak üzere belli bir gideri söz konusu. Evde kal deniliyor ama bu ödeme kalemlerinin göz ardı edilmemeli. Bu insanlar evinin geçimini sağlaması için çalışmak zorunda. İşyerleri kapandı ve ocak ayına kadar kapalı kalacağız ama sonra ne olacak? Her esnafın işyerinde yanında çalıştırdığı personeller var ve bunlar ne olacak? Bu konuda önlem almayı düşünüyorlar mı? Ücretsiz izne çıkartılan çalışan ne yapacak? Evinin geçimini nasıl sağlayacak?”

“Paketin içerisinde, esnaf, çiftçi, işçi,

sanatkar, öğrenci, emekli ve vatandaş yok”

Esnaf için yakın zamanda açıklanan ekonomik paket hakkında değerlendirmelerde bulunan Sarıkeçe, “Açıklananın adı yeni ekonomik paket (!) Ama hala aynı masallar devam ediyor. Bu paketin içerisinde, esnaf, çiftçi, işçi, sanatkar, öğrenci, emekli ve vatandaş yok. Paketin içerisinde yandaşlar, milyonlarca borcu silinen kişiler var. Vatandaşın feryadı karşısında kimse kılını kıpırdatmıyor. Tuzu kuru olanın rahatını daha da, artıracak paketin adı ekonomik paket olarak geçiyor. Türkiye’de OHAL var deniliyor ama elektrik, doğal gaz, borçlar, banka borçları OHAL dinlemiyor. Alacaklılar OHAL’deyim demiyor. Ev sahibine ve bankaya OHAL’deyim diyemiyorsunuz. Adam sizden borcunu talep ediyor. Bu konuda, herhangi bir çözüm önerisi var mıdır?” şeklinde konuştu.

“Gençlerin yüzde 40’ı işsiz”

Zafer Sarıkeçe sözlerine şöyle devam etti: “Başına ‘yeni’ kelimesi konulan ancak, eskilerden farkı olmayan vatandaşa ve yoksula her defasında sivrilmiş bir kazık olarak geri dönen sözde ekonomik paketlerden ve AKP hükümetinden bıktık. Eskiden de, sizler gibi basiretsiz ve beceriksiz politikalar üreten iktidar gördü bu millet. Ama umudunu ve ümidini karartacak kadar enseyi karartmamıştı bu millet. Umutsuz olmamıştı. Gençlerin yüzde 40’ı işsiz durumda. Köylerde genç nüfus kalmadı. Asgari ücrete fabrikalarda çalışmak için tasını tarağını toplayıp gidiyor. Köylerimizde taşımalı eğitim olmadan önce Andımız, İstiklal Marşı’mız ve bayrak töreni yapılırdı. Bayramlarımızı kutlardık, anmalarımızı yapardık. Kutsalımız olan cumhuriyet ve değerlerini hatırlatan o insanlarımızın bu vatanın evladı olduğu gerçeğini bir kez daha hatırlatırdık. O köydeki vatandaşlarımız seçimden seçime dolaşılıyor. Onlar canlı olarak, en son ne zaman İstiklal Marşı dinledi? Ezanlar merkezi sistemle okunuyor. İstiklal Marşı, okul çıkış saatinde neden merkezi sistemle okunmuyor? Cuma günleri, İstiklal Marşı’mızı köylerimizde yayınlayalım. Atanamayan öğretmenlerimiz var ve bunlar köylere gönderilsin.”

“Tedbirler yeterli değil”

Vak’a sayılarında geçmişe göre, yaşanan artış ve alınan önlemlerle ilgili sorulan soruya cevap veren Zafer Sarıkeçe sözlerini şöyle tamamladı: “İlk süreçte, vak’a sayıları şuandaki vak’a sayılarının altındaydı. İlk süreçte, herkes kendisini izole etmişken, bugün sadece belli başlı sektörleri kapatmak ve diğerlerine dışarda kalın demek göstermelik bir uygulamadır. Ekonomi bir şekilde devam etsin ama pandemiyle bir şekilde boğuşalım anlamına geliyor. Devlet çıkıp, ‘Ben size bakamıyorum’ desin. Evde kal ama ölme deniyor. Beş parasız evin içinde kalıyorsun ve ölme deniliyor. Sorunların çözümü konusunda, alınan tedbirler yeterli değil. Bu tamamen kendimizi kandırmacadan başka bir şey değildir. Pandemi sayıları bu şekilde azalmaz.”

(Haber: Deniz ÇİL)

 

 

“Saros için mücadelemizi sonuna kadar sürdüreceğiz”

Saros Gönüllüleri Dayanışması Sözcüsü Mürşide Çoban yaptığı açıklamada; Saros FSRU Liman ve Boru Hattı Projesi’yle ilgili çalışmaların başlaması hakkında eleştirilerde bulunarak, “Hukuksuz  inşaata karşı mücadelemizi sonuna kadar sürdüreceğiz.” dedi.

“Hukuksal sürecimiz devam ediyor”

Saros Gönüllüleri olarak, mücadelelerini sonuna kadar sürdüreceklerinin altını çizerek, sözlerine başlayan Çoban, “Henüz hiçbir şey bitmiş değil. Hukuksal sürecimiz devam ediyor. Yeni keşiflerin ve bilirkişilerin sonuçlarını beklemeden kepçeyle mevcut alana girilmesi hukuksuzluktur. Yaşanan hukuksuz müdahaleyi tüm Türkiye’ye duyurduk. Saros’un her kıyısında, hatta tüm Türkiye’de bu hukuksuz müdahalenin konuşulmasını sağlıyoruz. Pandemi dönemi olduğu için çalışmaların başladığı alanda etkinlik yapamıyoruz. Ama Saros Gönüllüleri’nden başından beri bizimle birlikte olan ve aynı zamanda proje alanı toprak sahibi Mehmet Zeybek hocamız, haber verilmeden arazisine girildiği için kaymakamlık ve jandarma gibi gerekli idari mercilere şikayetlerde bulundu. Avukatımız tüm yasal süreci hukuksal yollarla takip ediyor. Edirne İdare Mahkemesi’nin acilen Yürütmeyi Durdurma başvurumuzu kabul etmesini bekliyoruz. Eğer yürütmeyi durdurma kararı alırsak, şu an bizler için en önemli aşama bu olacaktır. Son yapılan keşifler sonucu hazırlanacak bilirkişi raporlarının lehimize olacağını ve de mahkemenin yine haklı davamızın kabulüne karar vereceğine inanıyoruz.

Çünkü biz daha önce aynı alanda aynı proje için 10 bilirkişinin verdiği ortak kararla, bu davayı kazandık. Hukuka ve bilime güveniyoruz.” dedi.

“Fay hattının yerinin değiştirilmesi mümkün değil”

Mürşide Çoban sözlerine şöyle devam etti: “Masa başında ÇED raporunu istedikleri gibi değiştirebilirler ama Saros Körfezi’nin içindeki aktif fay hattının yerinin değiştirilmesi mümkün değildir. Bu olası felaket önemle göz önünde bulundurulmalıdır. Bizler Saros Gönülleri olarak, bölgenin turizmine, tarım ve orman varlıklarına zarar verecek bu projenin iptal edilmesini ülkemizin enerji için yüzünü güneşe dönmesini istiyoruz. ‘Ben yaptım, oldu’ mantığıyla projenin bu alana yapılarak ,nefes aldığımız ve huzur bulduğumuz Saros’un kirletilmesini istemiyoruz. Biz, Saros’un güzelliklerini nasıl yaşadıysak, torunlarımıza ve çocuklarımıza da, aynı şekilde devretmeyi arzuluyoruz.”

“BOTAŞ, Saros Körfezi’ni terk

etmedikçe mücadelemiz bitmeyecek”

Çoban, sözlerini şöyle tamamladı: “Saros Körfezi’ni  korumak için herkesi harekete geçmeye çağırıyoruz. Herkes bu doğa felaketine karşı duyarlı olmalı. Tüm Trakya’lıların Saros’a ahde vefa borcu var ve çevresine topraklarına sahip çıkmaya devam etmelerini diliyoruz. Saros Körfezimizin  güzelliğinin yok olmaması için Saros Gönüllüleri olarak, hep birlikte mücadelemizi sürdüreceğiz. Tüm hukuk yollarını bu proje iptal edilene kadar kullanacağız. BOTAŞ, Saros Körfezi’ni terk etmedikçe mücadelemiz bitmeyecek.”

(Haber: Deniz ÇİL)

Şen, yağışlara ve kuraklığa dikkat çekti: “Çiftçinin işi Allah’a kaldı”

Keşan Ziraat Odası Yönetim Kurulu Başkanı Hasan Şen yaptığı açıklamada; gümrük vergisinin sıfırlanması, girdi maliyetleri ve kuraklığın devam etmesi hakkında değerlendirmelerde bulundu.

“Bizleri çok fazla etkilemedi”

Yağlık ayçiçeği tohumu ithalatında gümrük vergisinin sıfırlanması hakkında değerlendirmelerde bulunan Şen, “Gümrük vergisi sıfırlansa da, bu bizleri çok fazla etkilemedi. Çünkü ayçiçeği çiftçinin elinde kalmadı. Sadece belli başlı insanların elinde ayçiçeği kaldı. Bu yıl, Türkiye genelinde kuraklıktan ötürü ayçiçeği verimleri azdı. Dövizin artması ve pandemiden ötürü ithalat ve ihracatın kısıtlanması nedeniyle, fiyatlar yüksek seviyedeydi. Fiyatlar, üretim sezonundaki fiyatlarla şuanda, aynı seviyede devam ediyor. Üretimin olmadığı süreçte, gümrük vergisinin düşürülmesi normal ama üretim sezonunda düşürülmesi çiftçi açısından sıkıntılıdır. Çiftçilerimiz için şuanda hiçbir sıkıntı yok. Pandemi sürecinde, gıdanın önemi ortaya çıkıyor.” dedi.

“Girdilerde yaşanan artışla birlikte

verilen desteklemeler kaybolup gidiyor”

“Çiftçi, bu süreçte yeterli destekleme alabiliyor mu?” şeklindeki soruya cevap veren Hasan Şen, sözlerini şöyle sürdürdü: “Çiftçi, yeterli düzeyde destekleme alamıyor. Pandemi sürecinde, desteklemeler konusunda öncelik görmedik. Destekleme ödemeleri zamanı geldiğinde yapıldı. Destekleme anlamında, sadece ayçiçeği haricinde diğer ürünlerde herhangi bir artış sağlanmadı. Mazota yine zam geldi. Çiftçinin girdi maliyetleri yükseliyor. Girdilerde yaşanan artışla birlikte verilen desteklemeler kaybolup gidiyor.”

“Çiftçinin işi Allah’a kaldı”

Yeni üretim sezonunun başladığını belirten Şen, sözlerini şöyle tamamladı: “Çiftçi, kasım ayında ürünlerini ekmeye başladı. Aralık ayına giriyoruz ama bir damla yağış yok. Kuraklık devam ediyor.
Çiftçinin işi Allah’a kalmış durumda. İklim yoksa, tarımda yoktur. Biz, üstü açık tarım yapıyoruz. Buğdayı toprağa attık ama daha çimlenmedi. Yağış olmadığı için çiftçi olarak, ne yapacağımızı bilmiyorum.”

(Haber: Deniz ÇİL)

Keşan’da, 28 Kasım’da hava kalitesinin sağlıksız düzeyde olması dikkat çekti

Kış mevsiminin gelmesi ve havaların soğumasıyla birlikte, Keşan’da geçmiş yıllarda yaşanan hava kirliliğinin bu yıl yaşanıp-yaşanmayacağı merak konusu oldu.

Keşan’da, doğal gazın birçok yerde kullanılmaya başlamasıyla birlikte hava kirliliği sorununun tamamen ortadan kalkması bekleniyordu. Ancak, havaizleme.gov.tr” internet sitesinde, Keşan’ın hava değerlerinin belirli saatlerde “sağlıksız” düzeyde olduğu görüldü.

Hava değerlerinin, 25-28 Kasım 2020 tarihleri arasına bakıldığında, iyi, orta, hassas ve sağlıksız seviyede olduğu görüldü.

“28 Kasım’da hava kalitesi

sağlıksız düzeyde olduğu görüldü”

Keşan’da, 26 Kasım’da saat 19.00’da, 27 Kasım’da saat 21.00 ile 28 Kasım saat 02.00 arasında, 28 Kasım’da 07.00-16.00 saatleri arasında hava değerlerinin hassas düzeyde olduğu görülürken; 28 Kasım 03.00 ve 04.00 saatlerinde ise, kükürt dioksit oranının yüksek olduğu ve hava kalitesinin sağlıksız düzeyde olduğu görüldü.

“Keşan ve Düzce’nin, sağlıksız

düzeyde olması dikkat çekti”

Öte yandan 28 Kasım 03.00 ve 04.00 saatlerinde Türkiye genelinde sadece Keşan ve Düzce’nin sağlıksız düzeyde olması da, dikkat çekti. Hava kirliliğine çözüm olması beklenen doğal gazın, sorunu aza indirdiği görülse de, şuanda yeterli düzeyde olmadığı görüldü. Keşan’da hava kirliliğinin tehlikeli boyuta ulaşmadan gerekli tedbirlerin alınması bekleniyor.

Öte yandan Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın www.havaizleme.gov.tr uzantılı web sayfasında, hava kalitesi değerleri; 0-50 iyi, 50-100 orta, 100-150 hassas, 150-200 sağlıksız, 200-300 kötü ve 300-500 tehlikeli olarak sınıflandırılıyor.

(Haber: Deniz ÇİL)

“Esnaflarımız, devletimizden acil destek bekliyor!”

Keşan Lokantacılar, Kahveciler ve Otelciler Esnaf Odası Başkanı Hüseyin Çakmak, yaptığı açıklamada; esnafın devletten acilen destek beklediğini kaydetti.

“Dayanacak gücümüz kalmadı”

Coranavirüs belasının yaşandığı süreçten bugüne yaşanan sorunlarla ilgili değerlendirmede bulunan Çakmak, “Esnaflarımız, 16 Mart'tan itibaren devletin her istediğini yerine getirdi. Maske, mesafe, hijyen, sosyal mesafe kurullarına uydu. İşyerleri gece kapanacak kararı çıktı ve kapandı. Hatta, süresiz kapanma kararı çıktı ve kapandı. En büyük sıkıntılıyı, Keşan Lokantacı Kahveci ve Otelciler Esnaf Odamız üyeleri yaşıyor. Esnaflarımız ekonomik sıkıntılar yaşadığı, bugünlerde, devletimizin desteğini yanında görmek istiyor.        Esnaflar olarak dayanacak gücümüz kalmadı. Yaşadığımız ekonomik sıkıntılardan sağlığımız ve evde huzurumuz bozuldu. Kredilerimizi ödeyemiyoruz. Kredi kartlarımız doldu, kapandı. Kiraları ödeyemediğimizden, işyerlerini boşaltmamız isteniyor. Elektrik, su, doğal gaz ödeyemiyoruz. Mahalle bakkalı da veresiye vermiyor. Çocuklarımıza harçlık veremez olduk. Bazı esnaflarımız, seyyar olarak, simit, pilav, gözleme ve poğaça satışına çıkıyor.” dedi.

“Borçlarımız faizsiz olarak 2 yıl ertelensin”            

Esnafların acil beklentileri hakkında konuşan Hüseyin Çakmak sözlerini şöyle tamamladı: “16 Mart'tan itibaren kiralar alınmasın. SGK, vergi, elektrik, su, çevre temizlik, doğal gaz gibi ödemeler alınmasın. Can suyu olarak, verilen 25 bin TL krediler faizsiz şekilde 2 yıl ertelensin. Kredi kart borçlarımız faizsiz olarak 2 yıl ertelensin. Belediyelerimiz işyerleri kiralarına 2 yıl zam yapmasın.

Vergi kaydı devam eden, esnaflarımıza bir defaya mahsus 25 bin TL maddi hibe verilsin. Biz esnaflar olarak, yeni faizle kredi     istemiyoruz, Borcu borç ile ödeyemeyiz.”

(Haber Merkezi)

Tüm Kategoriler

Gündem

Siyaset

Tarım

Bölgesel

Dünya

Ekonomi

Resmi İlan

Spor

Teknoloji

Sponsorlar