Son Dakika
Uğur Mumcu, katledilişinin 27. yılında anıldıDr. Uğur Özdağlı'dan rahatlatan açıklama: "Salgın azalmaya başladı ve kısa zamanda bitecek "Kuvancı: "Karne hediyesi ne alacağım’ diye düşünmek yerine, bir enstrüman hediye edin"Gaytancıoğlu, Helvacıoğlu'nun sözlerine cevap verdi: "Komik"“Keşan’da doğal gaza geçiş oldu ama  hava kirliliği yaşanmaya devam ediyor”“2020 yılında, bamya ekim alanlarında düşüş yaşanacak”Yeni aldığı otomobil alev aldıUzunköprü İlçe Milli Eğitim Müdürü Akman trafik kazasında yaralandıAksal ve Kılınç, ROMDER’i ziyaret ettiKunduracılar Çarşısı'nda şimdi de doğal gaz konuşuluyor
“Ruhsal Bakım Engelli Evi, önümüzdeki hafta hasta kabulüne başlayacak”

“Ruhsal Bakım Engelli Evi, önümüzdeki hafta hasta kabulüne başlayacak”

Keşan’da faaliyet gösteren iş insanı Adnan Vural yaptığı açıklamada; Ruhsal Bakım Engelli Evi’nde çalışmaların tamamlandığı ve önümüzdeki hafta içerisinde hasta kabulüne başlanacağını kaydetti.

“Önümüzdeki hafta hasta kabulüne başlayacağız”

Ruhsal Bakım Engelli Evi çalışmalarının tamamlandığı ve önümüzdeki hafta itibariyle, hasta kabulüne başlanacağını belirten Vural, “Edirne Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü’nden yapı kullanma ruhsatımızı aldık ve Ankara’ya bakanlığa gönderdik. Bunun sonucu hafta içerisinde gelecek ve önümüzdeki hafta içerisinde hasta kabul işlemlerine başlayacağız. Hasta kayıtlarımızı almaya başladık. Bunun yanı sıra; Keşanlı olan ve başka şehirlerdeki bakım evlerinde bulunan insanlarımızı da tespit etmeye çalışıyoruz. Onların yeniden ilçemize gelmesi için çalışıyoruz. En azından Keşan’daki bakım evinde olursa, aileleri ve akrabaları daha rahat şekilde ziyarete gelip gitme imkanı olacaktır.” dedi.

“Ruhsal Engelli Sağlık Raporu bulunan ve bakıma

muhtaç 18 yaş üstü bireyler ücretsiz yararlanabilecek”

“Ruhsal Bakım Engelli Evi’nde kalmak isteyenler ne kadar bir ücret ödemesi gerekiyor ve insanların yapması gereken işlemler nelerdir?” şeklindeki soruya cevap veren Adnan Vural, şunları söyledi: “Ruhsal Engelli Sağlık Raporu bulunan ve bakıma muhtaç 18 yaş üstü kadın ve erkek her birey merkezimizin ücretsiz bakımından faydalanabilmektedir. Bakım ücreti devletimiz tarafından karşılanmaktadır. Hastanın ya da yakının cebinden herhangi bir ücret çıkmayacaktır. Başvuruda bulunmak isteyen insanlarımız merkezimizi başvuruda bulunabilir ve gerekli evraklar konusunda kendilerine yardımcı oluyoruz. Şartlar tutuyorsa, merkezimizden ücretsiz şekilde yararlanabilecekler.”

“Merkezimiz, 108 kapasiteli olacak”

Merkezle ilgili de bilgilendirmede bulunan Vural, sözlerini şöyle tamamladı: “Merkezimiz, 108 kapasiteli olacak. Hasta sayısına göre, personel alımı yapacağız. Kapasitemiz tamamen dolduğu takdirde, 45-50 kişi burada istihdam edilecektir. Merkezimizdeki odalar 2’şer kişiliktir. Yemekhane, dinlenme salonu, oyun ve etkinlik odası, 1000 metrekare büyüklüğünde bahçe, bireysel görüşme odaları olmak üzere bir çok konuda hizmet vereceğiz.”

(Haber: Deniz ÇİL)

YORUM YAZ
Son Eklenenler

Uğur Mumcu, katledilişinin 27. yılında anıldı

24 Ocak 1993 tarihinde, otomobiline konulan bombayla katledilen Gazeteci-Yazar Uğur Mumcu, dün, düzenlenen etkinlikle anıtı başında anıldı.

“Adalet ve Demokrasi Haftası” kapsamında düzenlenen anma programı, saat 12.30 sıralarında başladı.

Uğur Mumcu’nun katledilişinin 27. yılında, anıtı önünde düzenlenen anma programına; Beyendik Belediye Başkanı Muhammet Örnek, Keşan’daki siyasi parti temsilcileri,  sivil toplum kuruluşları ve vatandaşlar katıldı.

Sunuculuğunu Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmeni Anıl Çakır tarafından yapılan program, saygı duruşunda bulunulması ve İstiklal Marşı’nın okunmasıyla başladı. Program; Avukat Deniz Kalfa Günay ve Gazeteci Bülent Saylam konuşmasıyla devam etti.

Kalfa Günay: “Uğur Mumcu ülkesi için özgürlüğün,

bağımsızlığın ve hukukun mücadelesini verdi”

Programda, ilk olarak söz alan Avukat Deniz Kalfa Günay, şunları söyledi: “Bu ülkenin ufkunu aydınlatan, hayatını demokrasi ve hukuk mücadelesine adamış araştırmacı gazeteci yazar Uğur Mumcu'yu ölümünün 27. yıldönümünde hasret ve minnetle anıyoruz. Uğur Mumcu, 24 Ocak 1993 tarihinde toplumu aydınlatmanın, kardeşçe yaşamanın ve yaşatma isteğinin bedelini ödedi. Acı ve ağır bedellerin ödenmesine gerek kalmayan özgürce yaşanabilecek aydınlık bir Türkiye için mücadelesi bizlere ışık oldu. Uğur Mumcu ülkesi için özgürlüğün, bağımsızlığın ve hukukun mücadelesini verdi. Toplumu ayakta tutan dayanaklardan birinin de adalet duygusu olduğunu, adalet duygusunun bir kez yara alması halinde demokrasinin temelinden sarsılacağını söyleyerek hukuksuzluğun, karanlık fikirlerin her daim karşısında durdu. Uğur Mumcu yaşamı boyunca yazıları, kitapları ve görsel basın aracılığıyla tarikatların gericiliğine ve ülkemizin geleceğine yönelik saldırılara karşı halkı yılmadan uyardı. Cemaatlere, tarikatlara giren çocukların 30 sene sonra general olup Cumhuriyete karşı ayaklanacaklarını söyledi. Ne yazık ki, geldiğimiz noktada Uğur Mumcu'nun haklı olduğunu gördük. Uğur Mumcu'yu haince katledenler yalnızca onu hedef almadılar. Hainlerin hedefi Uğur Mumcu da hayat bulan laiklik, demokrasi ve özgürlük fikirleriydi. Onu katledenlerin hedefi, ülkemizin aydınlık geleceğiydi. Atatürk'ün hedef gösterdiği çağdaş toplumdu. Uğur Mumcu'yu kaybettik. Burada yalnız Uğur Mumcu'yu değil; faili meçhul cinayetlere kurban giden tüm aydınlanmada, saygı ve rahmetle anmak istiyorum. Uğur Mumcu'yu saygı ve rahmetle anarken sözlerimi onun konuşmalarından alıntı yaparak bitirmek istiyorum: Uğur Mumcu, ‘Ben Atatürkçüyüm. Ben Cumhuriyetçiyim. Ben laikim. Ben antiemperyalistim. Ben tam bağımsız Türkiye'den yanayım. Ben insan hakları savunucusuyum. Ben terörün karşısındayım. Ben yobazların, hırsızların, vurguncuların, çıkarcıların düşmanıyım. Beni vurun, parçalayın, benim gibiler, beni asacaklar doğacaktır.’ demişti. Onun fikirleri adı Uğur konan çocuklarda, Özgür'lerde, Özge'lerde yaşamaya devam edecek. Bedenler yok olur ancak fikirler asla yok olmaz. Toprağın bol olsun, bu topraklara ektiğin tohumlar bizlere ışık olsun.”

Daha sonra Gazeteci Bülent Saylam söz aldı.

Saylam: “Gazetecilik zevkli ama tehlikelidir”

Saylam konuşmasında şunlara yer verdi: “Katledilişinin 27. yılında Uğur Mumcu için tekrar bir araya geldik. Yine beraber hissedeceğiz o kocaman yürekli insanın bize kattığı değerleri. Yine türküler söyleyeceğiz onun için ve demokrasi mücadelesinde yitirdiğimiz büyüklerimiz için. Bu sene günümüzden yaklaşık 70 yıl önce gazetecilik mesleğinin önde giden isimlerden birinin gazetecilik tanımı ile başlamak istiyorum. Gazetecilik iyi bir meslektir, hürriyet içinde çalışabilmek şartıyla. Hürriyet olmayan geri kalmış memleketlerde gazetecilik zevkli ama tehlikelidir. Zevklidir, çünkü hayatınız bitmeyen bir savaş içinde geçer. Tehlikelidir, çünkü her an başınızın üstünde Demokles’in kılıcı sallanır. Ölüm, hapis, her türlü işkence sizi bekler. Ben böyle bir dönemde gazetecilik yaptım. 4 kez hapse girdim. Yüzlerce kez gazetem kapandı. Sonsuz kayıplara katlandım. Tehdit gördüm, tahkir gördüm. Böyle şartlar altında, eğer karakteriniz zayıfsa çabucak mesleğinizi değiştirir, kendinize başka bir geçim yolu ararsınız. Sözler Zekeriya Sertel’e aittir. Cumhuriyet kurulmadan önce gazeteciliğe başlayan ve cumhuriyet kurulduktan sonra yine kendisi gibi gazeteci olan eşi Sabiha Sertel’le Türkiye’ye dönüp Anadolu Ajansından başlayan gazetecilik serüvenleri kendi gazetelerini çıkarmaya kadar devam etmiştir. Kurdukları Tan Gazetesinin yakıldıktan sonra 1946’nın Kasım ayında çıktığı duruşma salonunda Zekeriya Sertel şunları söylemektedir; Utanıyorum! Çünkü 35 senedir hürriyet için çırpınan ve demokrasiye varmak için mücadele eden bu memlekette hala bir fikrinden veya bir tenkidinden dolayı bir vatandaşın mahkemeye sevk edilmesi, bu sahada 35 senede bir adım bile ileri gidemediğimizi gösteren hazin bir vakadır. Hala fikre zincir vurma teşebbüsü, hala zulüm ve istibdat sevdası! Bu memlekette hala sabah olmadığını görmek insanı yeise düşürüyor ve utandırıyor. Nihayet memleket namına utanıyorum! Zekeriya ve Sabiha Sertel, gazeteciliğinin bedelini gazetelerinin yakılması ve yıkılmasıyla ödemiştir. Bir daha gazetecilik yapamamışlardır daha doğrusu yaptırtmamışlardır. 1951 yılında Türkiye’den ayrılmak zorunda kalan çift Türkiye’ye hiçbir zaman dönememişlerdir. Ve hayatları yurt dışında son bulmuştur. Keza o yıllarda gazetecilik yapan Sabahattin Ali de aynı şekilde bir daha gazetecilik yapamamıştır, yaptırtılmamıştır. İstanbul’dan Konya’ya kiraladığı kamyonla meyve sebze satmıştır. Ve Bulgaristan’a kaçarken de öldürülmüştür.”

“Uğur Mumcu’yu Uğur Mumcu yapan özelliği

zor zamanlarda zor bir gazetecilik yapmasıdır”

“Türkiye’de daha 1950’lilerdeki ve sonrasında 60’larda, 70’lerde, 80’lerde, 90’larda, 2000’lerde günümüzdeki gazeteciliğin ne durumda olduğunu anlatmama sizce gerek var mı? Yok, şu iki örnek yeterli ancak. 2016 yılında bir söyleşide Hürriyet Gazetesi yazarı İsmail Saymaz’ın şu sözlerine kulak verelim. Her meslekte ailelerin çocuklarına gösterebilecekleri örnekler vardır. Evladının doktor olmasını isteyen bir aile başarılı bir doktordan söz edebilir. O mesleğin en başarılısını örnek gösterebilir. Aynı şekilde meslekleri çeşitlendirebiliriz. Ama aile çocuğuna iyi bir gazeteci örneği göstermeye kalktığında maalesef o öldürülmüş bir gazetecidir. İyi gazeteci maalesef bu topraklarda ya öldürülmüştür ya cezaevi görmüştür. Bundan başka bir seçenek yoktur. Tam da bu nedenle şu soruyu soruyor İsmail Saymaz; Bir aile neden çocuğunun gazeteci olmasını istesin? Ve ‘evladım şunun gibi gazeteci ol’ desin. ‘Şunun gibi ol’ yerine hangi gazeteciyi isterseniz onu yazın. Bir aile çocuğuna ‘Uğur Mumcu ol’ der mi bu ülkede? Demeyecektir çünkü gazetecilerin ödediği ağır bir bedel söz konusudur. Gazeteci halkı bilgilendirme görevini yaparken her dönemde iktidarla kendi tercih etmese de hep karşı karşıya kalmış ve bu yüzden de gazetecilik mesleği bu zorlukları yaşamıştır. 1908 meşrutiyetin ilanından günümüze bu hep böyle olmuştur. Az önce İsmail Saymaz’ın, Türkiye’de bir aile neden çocuğunun gazeteci olmasını istesin ve bir aile çocuğuna neden ‘Uğur Mumcu gibi ol desin’ sözlerini bir hatırlayın. İşte şimdi size Türkiye’de onun üzerine hala geçilemeyen gazeteci Uğur Mumcu’nun gazeteciliğinden kısaca bahsetmek isterim. Araştırmacı gazeteci kimdir dendiğinde ilk onun ismi gelmektedir. Neden? Çünkü tüm güç odaklarından bağımsızlaşmış her güç odağını kendisinin ait olduğu düşünce odağı da dahil hangi düşünceyi benimsiyorsa o güç odağına mesafe alınması gerektiğini işaret eden, vaaz eden ve bunu gerçekleştiren bir gazetecilik pratiğinden söz ediyoruz. Uğur Mumcu’yu Uğur Mumcu yapan özelliği zor zamanlarda zor bir gazetecilik yapmasıdır. 70’li yıllarda dönemin başbakanı Süleyman Demirel’in yeğeni Yahya Demirel mobilya diye sunta ihraç ederek 25 milyon TL vergi iadesi almış Türkçe’ye hayali ihracat terimini kazandırmış ve Uğur Mumcu da bu yolsuzluğu tüm yönleriyle gözler önüne sermiştir. O dönem çalıştığı ANKA Ajansı yazı işleri müdürü olan Teoman Erel küçük bir tabela hazırlayıp Mumcu’nun masasının üzerine koyar. Uğur Mumcu dahil görenleri kahkahaya boğan tabela sonraki yıllardaki gazetecilik hayatını da özetlemektedir aslında. Tabela da ise şu yazmaktadır: Yolsuzluk Masası Uğur Mumcu. Uğur Mumcu, 1975 yılından ölümüne dek yazacağı Cumhuriyet Gazetesine geçmiştir. 70’lerin sonuna doğru seri siyasi cinayetlerin artmasıyla birlikte tüm yurtta kaos hakim olmuştu. 1 Şubat 1979 yılında Hürriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Gazeteci Abdi İpekçi’nin öldürülmesiyle Mumcu, İpekçi’nin neden öldürüldüğü sorusunun cevabını ararken karanlık ilişkileri bir bir aydınlatmaya başladı. İpekçi’nin ölümünden önce 1 yıl boyunca silah kaçakçıları ile ilgili yazılarının olduğunu gören Mumcu, Türkiye’de işlenen bu seri cinayetlerin kullanıldığı silahların kaynağı ve Türkiye’ye geçiş noktasını yine gözler önüne serer. Bu konuyu araştırırken karşısına bir katil çıkar Mehmet Ali Ağca. Bu katil, Abdi İpekçi’yi öldürmesiyle ilgili çeşitli sebepler sıralar. Dosyayı araştırırken dönemin Tekel ve Gümrük Bakanı MHP’li Gün Sazak öldürülür 1980 Mayıs. Ardından 1980 Temmuz’da DİSK Genel Başkanı Kemal Türkler öldürülür. Mumcu, yaptığı araştırmalarda çok ilginç bağlantılara ulaşır. Hatta bu süreçte kendisine ulaşmak isteyen bir silah kaçakçısı da olmuştur. Mumcu, bu silah kaçakçısıyla 2 randevuda buluşamaz. 3’üncü de bir sabah gazeteyi açar Mumcu, kendisine ulaşmak isteyen silah kaçakçısının İstanbul The Marmara Hoteli’nin balkonundan atlayıp intihar ettiği haberini okur. Bu bağlantı Mumcu’yu şuraya götürmüştür. Türkiye'de 77-80 arasındaki siyasi cinayetlerde kullanılan silahların tamamına yakınının Belçika ve Çekoslovakya’da üretildiği oradan o dönemlerde komünist olduğunu ifade eden Bulgaristan hükümetinin kurduğu yasadışı bir şirket eliyle Türkiye'de Karadenizli mafya işbirliği ile Türkiye’ye satıldığını ortaya çıkarır. Bu silahların bir kısmının Çorum’da Ülkücülere, bir kısmının da Fatsa’da solculara dağıtıldığını gözler önüne serer. Bir trajik durum da şudur. MHP’li Gün Sazak ile DİSK Genel Başkanı Kemal Türkler’in öldürülmesinde kullanılan silahlar aynı kafiledendir. Yani aynı tezgahta üretilmiş bir miktar silahtan 2 tanesi anlamına gelmektedir. Mumcu, bu araştırmalarını yaptığı dosyayı Türkiye’de Silah Kaçakçılığı dosyası olarak kitaplaştırır ve bu kitabın devamını yazar. Papa, Mafya, Ağca. Kendi araştırmasını aşabilen tek gazetecidir Uğur Mumcu. Abdi İpekçi cinayetiyle başlayan araştırma dosyasında cinayetin katili Ağca, İtalya’ya kaçar ve 1982 yılında Papa’yı vurur. Mumcu, o dönemde şöyle bir gazeteciliğe imza atar. Ağca’nın cinayetten önce İtalya’nın Sicilya Adasında 15 gün kaldığı bilgisine ulaşır. Ağca’nın Sicilya’ya gitme sebebi üzerinde durur. Bu sorunun cevabını alabilmek için Sicilya’ya gider. Sicilya’da Ağca’nın kaldığı hotel odasında kalır. ‘Burada niye kaldı’ diye. Ağca’nın Sicilya’da kaldığı süre içerisinde bir gemi yanaşmıştır. O da Türk Kaçakçı Abuzer Uğurlu’nun gemisidir. Ağca ile Uğurlu’nun 2. görüşmesi ise Bulgaristan’da Sofya’da bir hoteldir. Komünist bir ülke olan Bulgaristan’da planlanan Papa suikastının hikayesinin anlatıldığı bu kitapla Mumcu, az önce güç odaklarından bahsetmiştik işte bu noktada dünyanın en büyük güç odakları olan Sovyetler ile Amerika’yı karşısına almıştır. Bulgaristan bağlantısını ortaya çıkardığı için Doğu Almanya’da Mumcu, Amerikan ajanı ilan edilmiştir. Amerika’da Mumcu’yu Sovyet ajanı ilan etmiştir. İzlediği bu gazetecilikle dünyada ondan büyük olmayan 2 süper gücü karşısına alır Mumcu. Ve bir adım geri atmaz. Bu, Türkiye gazeteciliğinin ulaştığı en üst mertebedir.”

“Yaşamının son anına kadar eğilmeden

bükülmeden gazetecilik yapmıştır”

Mumcu, 12 Eylül’den sonra yurtdışında yaygınlaşan tarikatları ve cemaatleri incelemeye alır. Mumcu, bu araştırmasında kendisine görüşünden dolayı ön yargıyla yaklaşan bu örgütlerle yaptığı görüşmeler sonrasında düşmanında bile saygı uyandıran bir yanını ortaya koymuştur. Bu araştırmasında Mumcu, Türkiye’nin gönderdiği 82 imamın maaşının Suudi Arabistan’da kurulmuş Rabıta adlı şeriatçı örgüt tarafından ödendiği bilgisini Türkiye kamuoyuna duyurmuştur. 12 Eylül’ün bile engelleyemediği bir haberdir bu. 12 Eylül’ün kabul ettiği ve özür dilediği bir haberdir. Bu anlamda da 12 Eylül rejimini sarsan bir gazeteciliğe imza atmıştır. Yaşamının son anına kadar eğilmeden bükülmeden gazetecilik yapmıştır. O yüzden hep o örnek bir gazeteci olacaktır. Eğilmeden, bükülmeden. Bir kalem susar, yerini bir başkası alır. Bu kalemler tükenmez. Ne kelepçeler ne demir kapılar, ne iddianameler ve ne de beş yıldan yirmi yıla uzanan hapis cezaları, bu kalemleri korkutamadı, bundan sonra da korkutamaz. Kalemler vardır, sömürünün, vurgunun zırhıdır. Kalem vardır, gençlerin idam kementlerinden kırılır atılırlar. Kalemler vardır, yılmadan, usanmadan, eğilmeden, bükülmeden yazar.”
Konuşmaların ardından anma programında Türkü Dostları Derneği üyeleri tarafından “Uğurlar olsun” ve “Ankara’nın taşına bak” adlı türküler seslendirildi. Etkinlik, anıtın önüne karanfil bırakılmasıyla sona erdi.

(Haber-Foto: Deniz ÇİL)

 

Dr. Uğur Özdağlı'dan rahatlatan açıklama: "Salgın azalmaya başladı ve kısa zamanda bitecek "

Özel Keşan Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Uğur Özdağlı, son günlerde bölgedeki ağır gribal enfeksiyon hastalıklarının çoğalmasıyla çıkan "Domuz gribi" söylentileri hakkında açıklamalarda bulunurken, bu konuda hem bilgi verdi hem de rahatlatıcı söylemlerde bulundu.

Özdağlı, özellikle son günlerde, Keşan'daki grip salgını nedeniyle birçok söylemlerin yayılmaya başladığını belirterek, "Bu aralar bir salgındır gidiyor. 'Grip miyim, domuz gribi mi, gergedan gribi olmasın sakın' gibi söylemlerde bulunulabiliyor. Domuz gribi, ismini Meksika ve Amerika'da domuzlarda hastalık yapan bir virüse benzemesinden alıyor. Bu sadece bir benzerlik. Benzerlik nedeniyle bu isim takılmıştır ve hastalık domuzlardan falan geçmemektedir. Ama ülkemizde ve kasabamızda yaşattığı kâbus gerçekten çok fazla. Eskiler, 'Grip işte, ilaç kullanırsan 1 hafta kullanmazsan 7 günde iyileşir' der. Yaşadığımız toplumsal panik biraz endişe yaratıyor. Herkes grip olduğunu, gripse domuz, gergedan gribi olup olmadığını merak ederek hastaneler koşuyor. Kamu ve özel hastaneler yoğunluktan felç olmuş durumda ve toplumsal panik gün geçtikçe artıyor." dedi.

"Yüksek ateş 39-40 dereceye kadar, öksürük, halsizlik, kas ağrısı, kol- bacak ve baş ağrısı en sık bulunan şikayetler"

Bu konuda kamuoyunu hem bilgilendirici, hem de rahatlatıcı açıklamalarda bulunan Dr. Uğur Özdağlı, "Öncelikle sakin olalım. Grip enfeksiyonu salgınları her yıl soğuk ve kirli hava ile düzenli olarak görülmekte. Yılın belli dönemlerinde 1-2 hafta yükselerek zirveye ulaşmakta ve sonra kesilmektedir. Her yıl böyle olmaktadır. Bu yıl da tam salgının ortasındayız ve salgın azalmaya başladı ve kısa zamanda bitecek. Muhtemelen 1 ay içinde ikinci bir salgına hazır olalım. Her yıl bu salgın en az 2 atak yapmaktadır. Ülkemizde yaşanan grip salgınında durum bu. Yüksek ateş 39-40 dereceye kadar, öksürük, halsizlik, kas ağrısı, kol- bacak ve baş ağrısı en sık bulunan şikayetler. 1 yaşından küçük çocuklar ve 65 yaş ve üzeri grup bağışıklığı zayıf olabileceği için en dikkat edilmesi gereken grup. Bu arada kronik hastalığı olan, böbrek, kalp  nefes darlığı, astım, şeker hastalığı olanlar ise bağışıklık sistemi iyi çalışmadığı için risk altında. Aşı, korunmada önemli bir seçenek. Ama kur farkı nedeniyle aracı firma yüksek kar etmek için geçen sene 30 TL olan aşıyı bu yıl 72 TL'ye satmaya karar verince, hem aşıyı bulamaz olduk, hem de korkunç bir zamla karşılaştık. Artık aşı için zaman çok geçmişse yapacağımız şey virüsle savaşmaya başlamak. Bu konuda temizlik her şeyin başında geliyor. El yüz, ağız temizliği. Ellerini çok sık yıkayanların gribe yakalanma oranı yarı yarıya azalıyor. Grip, virüslere karşı kendimizi koruma olasılığımız mevcuttur. Bunun en temel uygulaması hijyenik şartlara iyi uymamızdan geçer. İyi bir hijyenik uygulama bizim bulaşıcı hastalıklara karşı en önemli defansif mekanizmamızdır." diye konuştu.

"Halk arasında antibiyotiklerin gribal enfeksiyon üzerinde etkili olduğu yönünde yanlış bir inanış vardır"

Bulaşıcı hastalıklara karşı en önemli defansif mekanizmalar için ellerin sabunla yoğun bir şekilde yıkanması gerektiğine dikkat çeken Özdağlı, "Gözlerinize, burnunuza ve ağzımıza çok fazla ellerimizle dokunmamalıyız. Gribal enfeksiyonun salgın olduğu dönemlerde kalabalıkların içinde bulunmaktan kaçınmalıyız. Öksürürken veya hapşırırken mutlaka ağız ve burnumuzu bir mendil ile kapatmalıyız. Grip hastalığı, tedavi edilirse 1 haftada, edilmezse 7 günde geçer. Bu sözden de anlaşılacağı üzere, bu hastalık kendi kendine de düzelebilir. Dolayısıyla grip, bağışıklık sistemi güçlü olan insanlarda genellikle endişe edilecek tablolara neden olmaz. Gribal enfeksiyonda yatak istirahatının yanı sıra, gerektiği durumlarda yakınmaları hafifletmeye yönelik tedaviler de uygulanmaktadır. Örneğin ateş düşürücü ilaçlar verilebilir, kas veya eklem ağrılarını gidermek amacıyla ağrı kesicilerden yararlanılabilir. Yeni çıkan bazı ilaçlar da, ilk belirtilerin başlamasından sonraki 24-48 saat içerisinde alındığında, gribin daha kolay atlatılmasını sağlar. Bağışıklık sistemi güçlü olan çoğu insan için 5- 7 gün yatak istirahatı ve bol sıvı alımı bile yeterli olur. Grip hastalığının belirtilerini hafifletmek amacıyla; bol miktarda sıvı gıda alınız, gripli iken alkol ve sigara kullanmayınız. Gribal enfeksiyonda tedavinin çok büyük bir anlamı olmadığı için belirtilere yönelik tedavi uygulanmaktadır. Bununda en önemli belirtileri ağrı ve ateşten kurtulmak için ağrı kesici ve ateş düşürücü ilaçları kullanabilirsiniz. Bazı ilaçların kullanımı ancak doktor denetimi altında olacağı için bu ilaçların rastgele kullanılmaması gereklidir. Halk arasında antibiyotiklerin gribal enfeksiyon üzerinde etkili olduğu yönünde yanlış bir inanış vardır. Ancak antibiyotikler bakteriler üzerinde etkili oldukları için grip tedavisinde hiçbir yarar sağlamazlar. Üstelik zararlı etkilere de sahip olabilirler. Gelişigüzel kullanılan antibiyotikler ise zararlı mikropları vücudumuzdan atmakla görevli olan yararlı bakterileri yok edebilir. Bunun sonucunda virüsler vücudumuza kolaylıkla girebilir ve çeşitli hastalıklara neden olabilir. Dolayısıyla, antibiyotikler hiçbir zaman hekim önerisi olmadan alınmamalıdır. Grip, dikkat edilmediği takdirde larenjit, farenjit, sinüzit ve orta kulak iltihabına dönüşebilir. Sonbahar ve kış aylarında çocuklarda görülen orta kulak iltihaplarının yaklaşık yüzde 30-35'inin nedeni olabilir." şeklinde konuştu.

"Bazıları aşı ve ilaçlar için talep oluşturmak amacıyla bile abartılıyor"

Çocuk ve yetişkinler için satılan virüs ilaçlarının karaborsaya düştüğünü belirten Uğur Özdağlı, şunları söyledi; "Bu ilaçlar bazı hastalarda olumlu sonuç veriyor ve hastalığın mutlak çaresi değil. Hekiminiz önerirse kullanın ama ben de birçok hastama şu öneriyi vermiştim. Bulursanız kullanın ama bulamazsanız dert etmeyin. Biz hekimler, yıllardır bu ilaçlar olmadan da hastalarımızı tedavi ettik ve etmeye de devam edeceğiz. Ateşinizi kontrol edip bol sıvı ve bol uyku ile bu hastalığı yenersiniz. İnsanoğlu yıllardır bu gezegende ne hastalıklar atlattı. Basında, sanal alemde, TV haberlerinde bir sürü efsane duyacaksınız. Bunların çoğu abartı. Hatta bazıları aşı ve ilaçlar için talep oluşturmak amacıyla bile abartılıyor. Ben domuz gribi miyim diye soran hastalarıma çoğu zaman hayır bu kötü bir isim bence Ceylan gribi olabilirsiniz diye bahsedip bu konuyu abartmaktan ve toplumsal endişeye dönüştürmeden çözmekten yana olmuştum. Fakat üzülerek bazı meslektaşlarımın konuyu oldukça abartarak bu endişeyi arttıran ifade ve eylemleri görünce oldukça üzüldüm. Biz hekimlere daha ciddi görevler düşüyor. En önemlisi bir sorunu basitleştirecek korku imparatorluğunun önüne geçebiliriz diye düşünüyorum. Hangi ismi takarsanız takın, domuz, gergedan, kobra, ceylan. Yüzyıllardır bu virüsler belli dönemlerde salgın yapacak ve insanlar bunlarla savaşacak yolları bulacaktır."

Haber: İlker GÜREL

Kuvancı: "Karne hediyesi ne alacağım’ diye düşünmek yerine, bir enstrüman hediye edin"

2019-2020 Eğitim-Öğretim Yılı birinci dönemin geride kalmasının ardından çocuklarına hala karne hediyesi almayı planlayan velilere öneride bulunan müzik aletleri satan ve kurs eğitmeni Olcay Kuvancı, müzik aletlerinin bu konuda değerlendirilebileceğini söyledi.

2019-2020 Eğitim-Öğretim Yılı'nın birinci döneminin tamamlanmasının ardından, çocuklarına hala karne hediyesi olarak ne alacağını düşünen velilere önerilerde bulunan Kuvancı “Biz müziğe gönül vermiş kişiler olarak, müzik eğitiminin özellikle küçük yaşlarda başladığını ve müzik sevgisinin küçük yaşlarda kazanılacağına inanıyoruz. Çocuklarınıza ‘karne hediyesi ne alacağım’ diye düşünmek yerine, bir enstrüman hediye edin, ve sonrasında bırakın, araştırsınlar ve öğrenmek istesinler. Yaz dönemi bunun için çok önemli bir dönem. Ara tatiller de böyle. Öncelikle Keşan’da olmak üzere, tüm ülke genelinde böyle bir adım atılsa, her çocuk enstrüman çalmayı bilerek yetişir. Ve gelecekte daha özgüvenli bireylerin yetişmesi sağlanabilir. Aileler çocuklarını sadece gitar kursuna yönlendirmesinler. Keşan’da şu an aklınıza gelebilecek her türlü enstrümanın kursu mevcuttur." dedi.

"Hem sosyal hem de zihinsel zekası farklı çalışmaya başlar"

Çocukların gelişim sürecinde enstrüman çalmayı öğrenmesinin, çocukların gelişimi açısından önemli ve faydalı olacağını vurgulayan Olcay Kuvancı, "Çocuğun gelişim döneminde bir enstrüman çalmasını öğrenmesi, çocuğun gelişimine %100 katkı sağlayacaktır. Enstrüman çalmaya başlayan bir çocuk, öncelikle kendi çevresinde sosyalleşmeye başlıyor. Özgüveni artıyor. İnsanlar karşısında kendini daha iyi ifade edebilmeye başlıyor. Hem okuldaki arkadaşlarına hem de ailesine karşı, kendini daha iyi ifade edebilir. 8 yaşındaki bir çocuk, bir enstrüman çalmaya başladığında, hem sosyal hem de zihinsel zekası farklı çalışmaya başlar. Bir müzik eğitmeni olarak, ailelere tavsiyem, çocuklarına bir enstrüman hediye etmeleridir. Çocuk enstrümanı ancak merak ederse çalmayı öğrenmek ister. Bir çocuğun kendi kendine müziğe ilgi duyması daha zordur, fakat ona bir sebep verilirse, yetenekleri daha kolay ortaya çıkarılabilir. Veliler, önceliklerini çocuklarının yeteneklerini keşfetmesine yardımcı olmaya verebilirler. Aileler genelde çocuklarını spor gibi etkinliklere yönlendiriyorlar. Spor da çok önemli bir sosyal aktivitedir. Çocuğun fiziki gelişimi açısından da iyidir fakat spor, çocuğun takım içinde kendini ifade etmesidir. Müzik ise çocuğun kendini bireysel olarak ifade edebilmesini sağlar." diye konuştu.

"Son zamanlarda en büyük sorunumuz, internet alışverişleri"

Sözlerinin son bölümünde, internet ortamında yapılan alışverişlerin, esnafı zorladığını belirten Kuvancı, "Son zamanlarda en büyük sorunumuz, internet alışverişleri. Vatandaş internetten bir enstrüman alıyor, sonra bize gelip tamir ettirmeye çalışıyor. Enstrüman da dokunarak alınması gereken ürünlerden bir tanesi. Biz bir ürünü satarken her şeyini kontrol ediyoruz. Bir sorunu var mı, arızası var mı diye defalarca kontrol ediyoruz ve öyle aşırı bir fiyat farkı da olmuyor. Özellikle karne zamanlarında yaptığımız indirimler, neredeyse internet satış fiyatlarıyla eşit oluyor. Bazen de gelip ürüne dükkanda dokunuyorlar, inceliyorlar ve ürünü yine internetten alıyorlar. Bazen gitarların telleri yukarıda oluyor. Biz bunu ayarlayıp veriyoruz. İnternetten gelen bir üründe bu sorunu yine para ödeyerek çözersiniz. Keşan’da Anasınıfı çağındaki çocuklarda piyanoya karşı bir eğilim gözlemliyoruz. Ve başarılı oldukları da aşikar. Bu güzel bir gelişme. Ailelerin çocuklarını Halk Eğitim kurslarına göndermelerini öneririm. Halk Eğitim Merkezinde her geçen gün gelişen bir kadro oluşmaya devam ediyor. Şiddetle tavsiye ediyorum. Keşan'da iki üç tane müzik aleti satan dükkan var. Kesinlikle, enstrümanlara dokunun ve öyle alın. Yerelden alışveriş yapın. İnternetten aşk olmaz." şeklinde konuştu.

Haber: İlker GÜREL

Gaytancıoğlu, Helvacıoğlu'nun sözlerine cevap verdi: "Komik"

CHP (Cumhuriyet Halk Partisi) Edirne Milletvekili Doç. Dr. Okan Gaytancıoğlu, AK Parti Edirne Milletvekili Dr. Fatma Aksal'ın, canlı yayın teklifi ile ilgili verdiği cevaba, "'Her partiye giderim' diyorsa, İYİ Partili oldu zaten, AK Partili de olur" eklemesi yapan Keşan Belediye Başkanı Mustafa Helvacıoğlu'nun bu cevabını "Komik" olarak değerlendirdi.

Gaytancıoğlu, kendisinin "İstedikleri yerde, istedikleri ortamda görüşlerimizi paylaşmaya ve tartışmaya hazırız. Kendi parti binalarında bile olabilir." şeklindeki açıklamasıyla yaptığı davet sonrasında, Fatma Aksal'ın "Hem AK Parti olarak, hem de 10 yıldır siyaset yapan Fatma Aksal olarak bizim korkacak ya da çekinecek bir şeyimiz yok. Partimizin yaptığı hizmetler ortada. Bırakın ülkemizi, bölgemize dahi yaptığımız hizmetleri saymaya kalksak günler yetmez. Okan vekil 'Gerekirse ilçe binalarına giderim' demiş. Ne zaman isterlerse buyursunlar gelsinler. Kendilerini misafir de ederiz, canlı yayına da çıkarız." açıklaması sırasında, "'Her partiye giderim' diyorsa, İYİ Partili oldu zaten, AK Partili de olur" ifadelerini kullanan Helvacıoğlu'nun bu sözleri ile ilgili olarak şunları söyledi; "Çocukça bir konuşma. Uzatmanın anlamı yok. Dikkate almadım ve komik. Benim o dönem İYİ Parti’ye ne için geçtiğim belliydi. Partim gönderdiği için geçtim. Bunu kendileri de çok iyi biliyor. Kendimi anladığım günden itibaren, Cumhuriyet Halk Partisi’nin ilkelerini benimsedim ve Cumhuriyet Halk Partiliyim. CHP’li de öleceğim. CHP’nin sürekli her şeye karşı çıktığını ve birçok yatırımı istemediğini belirtip duruyorlar. Keşan'a, Uzunköprü'ye, Türkiye'ye bir dikili ağaçlarını, açtıkları bir fabrikayı göstersinler bana, ben de alınlarından öpeyim. TEKEL şu an devletin mi? TÜPRAŞ şu an devletin mi? Limanlar, sigorta şirketleri, her şey satıldı. Bankalar özelleştirildi, İstanbul Borsası'nın bile %70’inin yabancıların olduğu bir ülkede, hala doymayan bir müteahhitlik sevdasıyla kanal İstanbul projesini savunmaları, hele de bir Trakya vekilinin bunu yapması doğru değildir. Tabii ki o kendi partisinin politikalarını savunmak zorundadır. CHP’nin neden buna karşı çıktığını Libya’ya asker göndermek olsun, Kanal İstanbul olsun, hepsini canlı yayında tartışmak istedim, kendisine teşekkür ederim ki bu isteğimi geri çevirmedi. Ama böyle ucuz siyaset yapmak yanlıştır. ‘Yok oraya geçsin, yok buraya geçsin’ demek, doğru değildir. Ben CHP’liyim ve 5 yıllık vekilim. Onurumla da mücadele etmek istiyorum. İnşallah CHP’li olarak da öleceğim. Bu safta yer aldığım için gurur duyuyor ve böylesine ucuz bir siyasete de girmek istemiyorum."

"Ne zaman uygun olursa Keşan’da bir ortamda bu canlı yayını yapacağım"

Sözlerinin son bölümünde, gelecek hafta TBMM'de Fatma Aksal ile konuşacağını kaydeden Okan Gaytancıoğlu, "Önümüzdeki hafta meclise gideceğiz, orada karşılaşacağız. Kendisiyle konuşacağım. Ne zaman uygun olursa Keşan’da bir ortamda bu canlı yayını yapacağım. Kongrelerimiz yeni bitti, kendisi iktidar vekili olduğunu ve işinin çok olduğunu söylüyor. Kendisi çok yoğun olduğu için, programlamayı konuşarak yapacağız. Bizim işimiz olmadığı için, biz hep oturduğumuz için, Sayın Fatma Aksal’ın uygun olduğu bir zamanı ayarlayacağız. Helvacıoğlu’nun bu söylemi çok önemli değil, biz iki medeni vekil olarak, bu karşılaşmayı gerçekleştirebilecek insanlarız. Politikalarımız doğrultusunda da mücadelemizi veriyoruz. Birbirimize saygımız var ama anlaşılmayan konuları da tartışırız. Bir an önce bu canlı yayını yapalım, çok da uzatmayalım." şeklinde konuştu.

Haber: İlker GÜREL

 

“Keşan’da doğal gaza geçiş oldu ama  hava kirliliği yaşanmaya devam ediyor”

Keşan’da çevreye duyarlılığıyla bilinen Mehmet Sorgut yaptığı açıklamada; Keşan’da belirli aralıklarla hava kirliliğinin yaşanmaya devam ettiğini belirterek, “Hava kirliliği özellikle çocuklarımızı zehirliyor. Çocuklarımızın sağlığını ve geleceğini düşünerek, gerekli önlemlerin alınması gerekiyor.” dedi.

“Hava kirliliği, Keşan’ı tehdit ediyor”

Keşan’da, 2010 yılından bu yana yaşanan hava kirliliği sorununun doğal gaza geçişle birlikte çözüme kavuşmasını beklediklerini belirten Sorgut, “Keşan’da doğal gaza geçiş olmasına rağmen belirli zamanlarda yeniden kirlilik yaşanıyor. Rüzgarın esmemesinden dolayı hava kirliliği, Keşan’ı ciddi anlamda tehdit ediyor. Keşan’da yaşayan insanlar bu konuda üzerine düşeni yapmaya çalıştı. İnsanlar doğal gaza geçişleri hızlandırdı. Kurum ve kuruluşlarında aynı şekilde doğal gaza geçişlerini hızlandırması gerekiyor.” dedi.

“Hava kirliliği özellikle çocuklarımızın sağlığını olumsuz etkiliyor”

Hava kirliliğinin insan sağlığını olumsuz yönde etkilediğini ifade eden Mehmet Sorgut şunları söyledi: “Keşan’da geçmiş yıllarda, insanların nefes alamayacağı ve yaşayamayacağı kirlilik değerlerini görüyordu. Belli zaman dilimlerinde yeniden kirlilik yaşanıyor. Trakya Üniversitesi Fakültesi’ne, solunum ve akciğer rahatsızlığı nedeniyle, insanların başvurularının çok olduğunu görmekteyiz. Özellikle, çocuklarımızın sağlığını olumsuz yönde etkiliyorlar. Çocuklarımız, hava kirliliği nedeniyle, her gün zehirleniyor. Çocuklarımızın sağlığını ve geleceğini düşünerek, gerekli önlemlerin alınması gerekiyor.”

“Keşan’daki kurumların üzerine

düşeni yapması gerekiyor”

Sorgut sözlerini şöyle tamamladı: “Keşan’da kömür denetimleri oluyor ama iş kömür yakan kişilere düşüyor. Yakıcıların belirlenen şartlara uygun şekilde kömür yakmaları gerekiyor. Kurallara uyulursa, hava kirliliğinde belli bir düşüş yaşanacaktır. Keşan’daki kurumların da, üzerine düşeni yapması gerekiyor. Yakıcılara yeniden eğitimler verilebilir ya da belirli aralıklarla sürekli olarak denetlenebilir. Belki o zaman bu kirlilikten kurtuluruz.”

(Haber: Deniz ÇİL)

Tüm Kategoriler

Gündem

Siyaset

Tarım

Bölgesel

Dünya

Ekonomi

Resmi İlan

Spor

Teknoloji

Sponsorlar